29 Aralık 2011 Perşembe

stajda

bilinmesi istenmeyen bişey sorulduğunda "Siz bunu neden merak etmiştiniz?" deyip savuşturmayı öğrendim.

26 Aralık 2011 Pazartesi

gözleri aç-kapa-aç-kapa

heyecandan uyuyamamak hiç bu kadar güzel olmadı.

15 Aralık 2011 Perşembe

geronimo


bu şarkının sözleri ne diyor bilmiyorum ama videosuyla birlikte aklıma düşürdüğü tek şey: "hayat kısa, önce tatlını ye." afiyet olsun.

nesine?

Geçende evin ordaki markette dolanırken çok susadım reyondan bi şişe su alıp içiverdim hepsini. kasaya gittiğimdeyse susuzluğum geçmiş olduğundan parasını ödemenin gereksiz olduğuna kanaat getirip, boş şişeyi bıraktım bi köşeye. Dün de annemle daha büyüğünden (gross!) bi markette gezinirken hedef büyütüp zero'yu çektim aldım raftan, bu sefer de kola ihtiyacımı tamamen giderince onun bedelini ödemek de manasız geldi, onu da fırlattım marketin içinde bi yere.
bi sonraki hedefim bira/votka falan açıp kafaya dikmek, yok artık. her türlü iddaaya açığım bu konuda gerçi.(challenge)
Tüm bunlara ek olarak hafta boyunca kleptomani eğilimi gösterdiğim diğer hareketlerim arasında Starbuckstan üzerinde isim yazmayan hazır kahveyi (anonim kahve ne de olsa) hacılamak, sahafların dışardaki tezgahlarından eski fotoğrafları yürütmek var. Koskoca cumhurbaşkanı bile arak yaparken bu yaptığım suç mu, değil bence;
Al kırdın, kırdın

26 Kasım 2011 Cumartesi

sehr gut


bunu dinlerken ölsem üzülmem,net.

25 Kasım 2011 Cuma

çarşambaspor

Çarşamba akşamları epey kalabalık oluyormuş; tesadüfen haftaiçi Salı, Perşembe hatta can sıkıcı Pazartesi bile dışarıda bulunmuştum lakin Çarşamba hiç denk gelmemiş olmalıyım ki çoğu yerde eğlencenin sabbaha kadar devam etmekte olduğunu gördüğümde epey şaşırdım, ortam kalabalık ve gürültü açısından sanki Cuma-Cumartesi gibiydi. Sırf bu yüzden Çarşamba'nın Taksim jargonunda "Küçük Cumartesi" olarak anıldığını da belirtmem lazım.
Aslında ileride açmayı düşündüğüm yerin adı olabilir bu, saol.

"kimse bilmez"

yere yattın, ıslak dedim, dinlemedin. o an ölsen gam yemezdin
ezilmiş yıllanmış bir sürü şey vardı içinde
birbirine kavuşamamış, uğraşmış, yanılmış,
biri çıksın seni bilsin istiyordun;
ama sen de hiç durmuyordun.

20 Kasım 2011 Pazar

müptelayım sana


baştan itibaren çıldıray şarkı, sanki her an kötü bişey olacakmış gibi bir hissiyat vermesi de cabası.
videoya ise david bowie'nin 00:10 civarı yaptığı hareketi nasıl başardığını anlayamadığımdan hala kılım.

subliminal

küçükken susam sokağı izleyenlerin simit sarayında kahvaltı etmeye yatkın olduklarını öğrendim.

5 Kasım 2011 Cumartesi

4 Kasım 2011 Cuma

pms vol.1

bazı gecikme durumlarında regl olmayı beklemek godot'yu beklemek gibi..kadınların kan gördüğüne sevindiği tek an budur herhalde. her geciken gün için ayrı bi yerimde ayrı bi sivilce çıkmakta.

31 Ekim 2011 Pazartesi

1 kasım

yarın yeniden bir staj dönemine girmiş oluyorum, ama staj için bile istenen belgelerin çokluğu yüzünden soğudum işten. sabıka kaydı - kaymakamlık, nüfus sureti -muhtarı bekle, hesap açtır - bankacı 50 sayfaya imza attırsın, sonra verem savaş dispanserinden "tüberkuloz" (kaldı mı ki bu hastalık) olmadığıma dair belgeler topladım. kendimi zorlu oyun öncesi bonus bölümündeki mario gibi hissediyorum, toplamda 100 puana ulaştım galiba!

28 Ekim 2011 Cuma

laika


bile bile ölüme gönderilen canlının hikayesi.

21 Ekim 2011 Cuma

masal saati


şimdi dennis hopperdan dinlemesi güzel yaşaması üzücü bir hikaye seansı.
via

uzun bi yürüyüş

kapıda gördüğün yüz artık sana bakmıyorsa,
onun adını sayıkladığında artık seni duymuyorsa,
ve tüm bunlar zamanla aklımdan çıkıp gidecekse o parka gitmeye hazırım.

18 Ekim 2011 Salı

deliriyorum

bu aralar timeout tarzı habire bişeyleri seçesim var sanırım yada cepten yiyorum kolaya gaçıyorum, işte dünyanın en güzel şişesine sahip birası..henüz kendisini tadarak delirip titreme durumlarına giremedik ama üstünde zıplayan pembe filleri ve timsahlarıyla kim sirke gitmeyi istemez ki diye düşündürtmüyor değil.

14 Ekim 2011 Cuma

dünyanın en güzel albüm kapağı

tişörte basasım var.

8 Ekim 2011 Cumartesi

liechtenstein

dünyanın yıkılıp yeniden kurulması lazım, herşey o kadar dağıldı ve birbirine girdi ki. tek bi yerde yeniden başlaması gerekmiş gibi.

friday 13th

dün 70 ekran vestel tüplü tv'nin altında kalıyodum, ben tam altını süpürürken tv sehpası kırıldı, eski binaları patlatırlar ya o şekilde sehpa toz içinde dağıldı ve üstündeki de ağır ağır devrildi, tv salonun ortasında duruyor hala kazulet bi halde. kill your tv derken killed by tv olarak literatüre geçebilirdim herhalde.
sonra duşa girdim bu sefer de ahize gibi olan şey foşurdayarak koptu "su dökerek" yıkanmak zorunda kaldım. anneme olanlardan bahsedince derse gitmemi bile engellemeye çalıştı, "evden çıkma sen" şeklinde uyarsa da "bugün cuma ama 13'ü değil ki" diyerek savurdum, neyse ki derste güvendeydim. lafı gelmişken buraya inciden yazıya uygun swf çakmak lazım gelir, foto yerine değişiklik olsun:

4 Ekim 2011 Salı


hello, my name is Jo and I left my home in Tucson, Arizona for some California grass.

birine yapılmış en büyük kompliman

türkçe;   "yeni rakı gibisin.."
ingilizce; "it's a day's work, just to look into your eyes.." olmalı.

1 Ekim 2011 Cumartesi

türk filmindeki adam

ölmemi mi istiyorsunuz diye sorunca karşısındaki hayır, yaşamanı ama hızlı yaşamanı istiyorum, dedi.

28 Eylül 2011 Çarşamba

büyüdüğümü anladığım an

dönemimdeki yabancı popstarların artık benden küçük olduğunu farkettiğim andır herhalde, mesela Rihanna 88'liymiş, Justin Bieber'dan bahsetmiyorum bile. Gerçi bizde durum epey farklı, düşmez kalkmaz bi Tarkan var küçüklüğümden beri. O adama da söyletmedik şey bırakmadılar: ay, hüp, dudududu-kuzuzuzu, yakalarsam muah! Ama son şarkısı -bayağı geç duymuş olsam da- iyiymiş, guilty pleasures misali günde 10 kere dinliyorum:
sen aşkı ✿ ☣ ☼ ☁ sanmışsın,
mevsimlerine göre uyuyup uyanmışsın.
veya;
sen aşkı şenol güneş umut bulut sanmışsın şeklinde tribün dostu bir yaklaşımla da söylenebiliyormuş trabzonsporlular tarafından.

23 Eylül 2011 Cuma

eski bi' dost

bu şarkıyı dinlemeyeli ne kadar uzun zaman oldu, ve açtığım anda zaman-mekan yok oldu..

15 Eylül 2011 Perşembe

Nazdarovya!

geçen hafta bodruma bir düğün için şööyle bi uğradık, kaldığımız otel dağın başı olduğundan dışarı pek çıkamadım dolayısıyla minibarı sömürdüm, babama girdi elbet neyse zaten kendisiyle şuanda konuşmuyoruz.
Konumuz bu değil de, o minibarda hayatın anlamını da buldum: Stolichnaya!
Absolutu sevmeyen, Smirnoff'a bayılmayan, Grey Goose'u hiçbir zaman edinemeyip orda burda ağzıma bal çalınırcasına içmiş olan ben, artık sadece Stoliciğime yüz vereceğim.
Çok çabuk çarpıyor ama asla meyvesuyuyla karıştırmaya gerek duymadan içilebilitesi var.(%40 alkolden bahsediyorum)
Ah benim güzel, sarı saçlı kız kardeşim Stolichnaya! ya hiçbir zaman rastlaşamayaydık, tutmasaydın düşüyomuşum meğerse..

14 Eylül 2011 Çarşamba

gol olmadan hemen önce

akşamüstü bahçede biralarımızı yudumlarken, aniden kalkıp arabaya atlasak saatlerce gitsek evleri, binaları, diğer arabaları geçip gitsek istesek de geri dönemesek.. olur deme olmazdı hiç.

13 Eylül 2011 Salı

anında tespit

sergey prokofyev
+:franz lizst de iyidir sıklıkla dinlemesem de bide sinirli müzikleri olan adam vardı, rus
-:kim acaba
+:hah prokofyev hatırladım
-:dinlemedim onu
+:onu nerde duysam tanıyorum
-:saldırgan mı
+evet evet, çok guzel ama
-:ilginç valla, şostakoviç fotolarda ana katili gibi bakıyor ama yumuşacık müziği var.
profokiev mühendislik bölüm birincisi gibi, sert müziği var
+:HAHAHAHA
+:dev güldüm

dmitry shoshtakovich

12 Eylül 2011 Pazartesi

tv'deki adam

az önce kadına "işler yolunda gitmediğinde hep seni düşünürüm." dedi. bense işler yolunda gitmediğinde 2 bölüm seinfeld atıyorum.

7 Eylül 2011 Çarşamba

marmara seni seviyorum

yüksek lisans başvuru sonucum cağnım marmara üniversitesinin sitesine şöyle yansımış, çok net:
Başvuru Sonucu: ASİL (en asil duygunun insanı olabilmişim sonunda?)
Bilimsel hazırlık: OKUMAYACAKSINIZ!

5 Eylül 2011 Pazartesi

bu şarkılar niye

4 Eylül 2011 Pazar

hayır demeyi öğrenmek

acaba benden başka var mıdır sabah uyandığında "Ne olur kuzenlerimden biri bu hafta bana sarmasın" diyen..
Abi/abla-kardeş sistemine sahip olmayan biri olarak aileden yaşıma daha yakın(!) insanlarla anlaşmaya ihtiyacım olabileceğimi düşünmüştüm ama üstüste 2(iki) haftasonum tekliflerini geri çeviremediğim kuzenlerim yüzünden berbat olmuş durumda.
Geçen hafta kuzenim ve onun değişik cinsel tercihlerdeki arkadaşlarıyla geçti. Bunu ayrıca belirtmenin kabalık olduğunun farkındayım ama şizofren bir transeksüeli canlandıracak tiyatrocu falan olsam, direkt kendimi o evde bir hafta kampa alırdım, sonrasında uluslararası camiada Almodovar tarafından keşfedilip Goya ödüllerine konmam kaçınılmaz olurdu.
Entelektüel içerikli kasıntı bkz: Qué he hecho yo para merecer esto? 
bu haftasonumu yakan diğer kuzenimse kızlarıyla kaynaşmamı isteyen cinsten, gideceğim yerin Burgazada olması sebebiyle biraz heyecanlanmıştım ama bu heyecanım ikinci günde kaçmama daha doğrusu kaçamamama yol açacak ölçüde yerini stockholm sendromuna bıraktı. adadayız ya niyeyse oradan geri dönülemezmiş gibi hissettim, durumu kabullendim. Ama yok "sen 4.sınıfa gittin dimi Busee, zor muydu?" gibi soruların yanısıra, 2 yaşında 20 kilo olup morbid obez tehlikesi yaşayan küçük kuzenimi de ordan oraya taşımaktan belim tutuldu. Aslında taşıdım desem yalan söylemiş olurum, çünkü daha çok kendisi gelip üstüme oturdu veya sadece bi bacağını koltuğa atabildiğinden diğer bacağını yukarıya çıkarma çabası bile benim belime yetti.
Finally finalli, iki kuzenimle de taş olsa çatlardı ben henüz çatlamadım ama onlarla geçirdiğim zamanın üzerimde kalıcı etki bıraktığını düşünüyorum, öyle ki bu süre boyunca "-Bir daha mı? Aslaaa" diye kendi kendine girişilen soru-cevaplardan ilk kez ama ürkek alıştırmadan - bolca-  kullandım.

3 Eylül 2011 Cumartesi

Iki votka ustuste*

Ten uyumsuzlugu yoktur, az votka vardir.
*bu başlığı ekşisözlükte görmüştüm.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

big brother iz my mother

annem az önce yerde duran kilimleri göstererek "bunları balkona as" deyip karşı komşuya geçti.
yaklaşık yarım saat olmasına rağmen bir elimde kola, kucağımda bilgisayar, tv'de jay leno üçlüsüyle yerimden kıpırdamak bir yana suratımda hoş bir tebessümle kilimler bana ben onlara bakarak "anı" yaşamaya devam ettim. (carpe diem anlayışım bu kadar işte)
aniden ev telefonu acı acı çaldı, arayan cep numarası görünüyor, bi açtım karşımda corlayan bir sesle annem:
-Buse iki saattir bizim balkona bakıyorum da hala asmamışsın o kilimleri, dedi. Nasıl korkuttuysa beni artık anında kalktım ipe serdim bizim kilimleri ev kızı stayla. Üstüne üstlük yan balkondan asma işlemi esnasında da "KATLAMA O KİLİMLERİ İZİ KALACAK, UCUNDAN AS" şeklinde azarlayarak yine benimle beraber tüm mahalleye korku saldı.
Annemden korkuğum kadar başka hiçbirşeyden korkmuyorum şu hayatta, duvarlardan bile görüyor ne yaptığımı kadın.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

anlamsız hareketler

muhitim bile olmayan yerde sebepsizce markete girip "ketçap" almak ve onu 2 saatlik yol boyunca elimde market poşetiyle taşımak..geçiniz.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

orda bişeyler olmuş

...."Açarken ufkunda güller alevden"
Çıktı, her günkü gibi gülerek evden
Kimseye belli etmedi içindeki yangını
Yürüdü, kendinden emin
Sonsuzluğa doğru
Galata Kulesinde bekliyordu ecel
Bir fincan kahve, bir kadeh konyak
Ölüm yolcusunun son arzusuydu bu
Bir adam düştü Galata Kulesinden
Bu adam benim oğlumdu.

18 Ağustos 2011 Perşembe

tersten okusak belki

Soyadımla ilgili talihsizliklere alışmıştım ama bugün gittiğim starbucksta kahveyi aldıktan sonra ismimin aslında "MÖSSEL" olduğunu görmek bünyemde şimdiden kalıcı bir etki yaratmaya yetti.
(Mössel ne lan Heidi'ye kötü davranan mürebbiyenin ismi gibi)

evrensel soru(n)

“İnsanı kadın doğurur, günleri sayılı ve sıkıntı doludur. Çiçek gibi açıp solar, gölge gibi gelip geçer... İnsan ölür de dirilir mi?”
(Eyüp 14:1-2, 14)

17 Ağustos 2011 Çarşamba


az önce

dizideki kadın, kocası için "zaten onun hayatı tesadüf" dedi. o değil de arada kazanan ama çoğunlukla kaybeden bir at ismi olabilirmiş "tesadüf".

2 Ağustos 2011 Salı

yuvarlak hesap

tartıda 46dan 50ye doğru yükselişimi makarnaya bu sıcak yaz günlerinde ilaç gibi gelen buz gibi biralarla eşlik etmeme bağlıyorum. üstelik internetten saatlerce okey oynarken zihnimi de yormayarak, öyle aylaklaştım öyle uyuşuklaştım ki önünü alamadılar, tam daha fazla olmaz yok diyorken göbeğini kaşıyan işsizin teki oldum çıktım.

25 Temmuz 2011 Pazartesi

"incelikler yüzünden"

herşeyin tadı efes alkolsüze benzedi.

21 Temmuz 2011 Perşembe

astral

10 Temmuz 2011 Pazar

my baby brothers

sahnedeki enerjilerinden olsa gerek erkek kardeşimmişçesine seviyorum bu grubu, koldan bacaktan ısırasım, hırpalayarak bakkala gönderesim , anneden azar yediğinde de bağrıma basasım geliyor. neyse ki kaybettiğim erkek kardeşimle haftaya rnc'ta kavuşacağız, umuyorum performansları en az aşağıdaki kadar güzel olacak:

9 Temmuz 2011 Cumartesi

gündem

sürekli değişiyor, durduramıyoruz..

2 Temmuz 2011 Cumartesi

ne alaka?

okumadan önce belirtmeliyim ki bu bir pimapen reklamı:
-aa ne güzel kolye.
-güzelliğinden değil valla. bu zamanda yatırım için daha iyisi var mı?
-var mı? bilmem.
-(coşarcasına)bence var! üstelik gümüş fiyatına altın değerinde. ahşap desenli zıratpen neredeyse beyaz fiyatına.
-(hayranlıkla)ne akıllı kadınsıınnn.

21 Haziran 2011 Salı

eskiden sabahları çizgi film verirlerdi öğlene kadar, şimdi sadece haftasonları salak spongebobla arkadaşına kaldık yani.
teenage mutant ninja turtles

16 Haziran 2011 Perşembe

16.06

there's a natural mystic blowing through the air;
if you listen carefully now you will hear.
this could be the first trumpet, might as well be the last:
many more will have to suffer,
many more will have to die - don't ask me why.

15 Haziran 2011 Çarşamba

kanellos the dog


tesadüf mü dedim ama değilmiş, atinada kanellos diye çağrılan yoldaş köpek her eyleme istisnasız katılıyor ve her zaman eylemcilerin yanında yer alıp polislere, gaz bombasına, tazyikli suya karşı çıkıyor. inanalım mı kanka diye durumu sulandırmak isteyenler için çeşitli eylemlerden kanellos'un fotoları:
işte o köpek:
fotolardan da anlaşılacağı üzere ilginç olan köpeğin geçerken uğradım şeklinde değil bayağı aktivist gibi hareket etmesi, bu durum reankarnasyona olan inancımı tekrar alevlendirdi.

28 Nisan 2011 Perşembe

Melih Gökçek says;

"Değerli Twitterciler, Yarın Proğramım Yoğun. Hepinize İyi Geceler"

25 Nisan 2011 Pazartesi

anane replikleri;

gönülsüz sevişmeden burunsuz çocuk çıkar.

19 Nisan 2011 Salı

son ütücüyüz.biz


ne zamandır gördüğüm en güzel grup fotolarından, ütü masalarını hep sevmişimdir de böylesine fotojenik olduklarını bilmezdim.

kaşıklayarak yiyiniz

az önce ntv'de spiker ferrero'nun veliahtının öldüğü haberine şu cümleyle girdi:
"Çikolata sevenler Nutella'yı bilir." reklamı altmetne yedirmişler bildiğin.

18 Nisan 2011 Pazartesi

mr & mrs brown went to the seaside


via ari alpert
neyse ki benden kötüleri de varmış, biraz rahatladım. artık soyadımla dalga geçenlere verilecek bir cevabım var!
KİSS MY ASS

12 Nisan 2011 Salı

eklektik


Halihazırda var olan silinmemiş ama sadece sesi kısılmış ingilizce repliklerin üzerine rusça dublaj -ki 5 yaşındaki çocuk da Bill Murray de aynı adam tarafından dümdüz seslendirilmekte- bide tüm bunlardan dolayı eklediğim türkçe altyazıyla beraber sabrımı 15 dakka kadar zorlayabilirsin Life Aquatic with Steve Zissou!

4 Nisan 2011 Pazartesi

this is so real

biri elinden tutar, biri elini bırakır düşersin. sen birinin elinden tutup eşlik edersin, köşeyi döndükten sonra yeni birisi çıkar karşına içini ısıtır, peşine düşersin. peşine düşülür, görmezsin.
sen hep daha fazlasını istersin.

31 Mart 2011 Perşembe

yarayan kana

dilim sürçüyor, daha başlamadan.

18 Mart 2011 Cuma

paralel evren

hem youtube'dan link verebiliyor, hem de bloguma yazabiliyorum, ne büyük şans ki ikisi de dns ayarlarımı kurcalamadan açılıyor, tam şu anda.

8 Mart 2011 Salı

mesele

kahküllerini uzatabilme sabrına erişen kişi hayattaki her türlü zorluğa göğüs gerer.

7 Mart 2011 Pazartesi

biz sizi sonra ararız

saçlarımı 3 gündür şampuan diye saç kremine boca edip sonra da nasıl bu kadar çabuk yağlanabilir diye isyan ediyordum ki olay annemle aramızda geçen şu dialogla ayyuka çıktı:

+: sen saçlarını neyle yıkıyosun?
- : ordaki elidorla işte
+: bizde elidor yok ki şampuan olarak, o saç kremi.
ben ki aloe veralı, jojoba özlü şampuanları kovalayan insan banyoda saçına sürdüğü şeyin ne olduğuna bile bakmayacaktı?!

2 Mart 2011 Çarşamba

sen neymişsin peter bjorn and john?

o dandik animasyonlu videolarından sonra mük-kem-mel bir işle karşımızda:

22 Şubat 2011 Salı

cummings


''I carry your heart, I carry it in my heart : taşırım kalbini, taşırım içimde.''

17 Şubat 2011 Perşembe

okuma(ma)lık

evet bu gözler bunu da gördü, sahibinden.com'da ''okunmamış'' kitap satılıyor, ambalajsız ama kullanılmamış manasında. resmi alamadığım için link atıyorum:

http://www.sahibinden.com/ilan/alisveris-kitap-dergi-deneme-siir-siir-anton-cehov-marti-37004558/detay

ben demiyorum


pet shop boys diyor;

I've got the brains, you've got the looks
let's make lots of money..!

buraya çöp atanın..

dün akşam bağlantım kopunca ağ ve paylaşım merkezime baktım, evimizin bulunduğu apartmanda veya yakınlarındaki modemler şöyle sıralanmıştı:
deneme,
can,
yiyosa bağlan amk!

29 Ocak 2011 Cumartesi

-


az önce öğrendiğime göre, Broadcast vokali olarak tanıdığımız güzel insan Trish Keenan ölmüş.

28 Ocak 2011 Cuma

bikaç şey


dinlemelik;
http://www.myspace.com/shepastaway
''this band is approved by
God,
Chuck Norris,
and
Soviet Russia.''

okumalık;
http://piximory.com/
''Embedli mi kaydettik, embedsiz mi?''

(bi ömür) seyirlik ;

''Damon Albarn gözlerinle ye beni''

24 Ocak 2011 Pazartesi

dördüncü


UFO'lara olan inancım, bu ülkede adaletin yerini bulacak olmasından daha fazla.

19 Ocak 2011 Çarşamba

pofiks


evlat edinmek istiyorum, özellikle şu kanadı örtüye sığmayıp çıkıvermiş olanı.(bunun bir kız blogu olduğunu hatırlatmama gerek var mı artık?)

17 Ocak 2011 Pazartesi

(modern life is rubbish)


Bugün Ikea'da (burası önemli) kasa sırası bana gelince kredi kartım (burası da çok mühim) yerine
AKBİL'imi (bingo) uzatmışım kadına. bir cemyılmaz reklamı gibiydim adeta.

4 Ocak 2011 Salı

mucizevi (derecede fatal) diyet

bekleme salonunda tarihi geçmiş değil, güncel sayısına baktığım dergide
''Carla Bruni Diyeti:
sabah: çay
öğlen: mandalina
akşam: çay''ı görünce bunun hayatımda görebileceğim en net(!) menülerden biri olduğunu farkettim de inanasım gelmedi, çünkü yayımlayan evde denemeyiniz ibaresini eklemeyi unutmuş.