9 Ekim 2018 Salı

Done!


20 Eylül 2018 Perşembe

"your heart is both drunk and a kid"

          Epeydir yazdım yazdım toparlayamıyorum, yaz mevsiminin gereğinden fazla uzaması sebebiyle üzerime bir isteksizlik, kararsızlık, ne bileyim bi' aymazlık çöktü.  Öyle ki, "her yeni mezunun hayali" olan bir yerden teklif alır almaz yemeyip içmeyip yetiştim ve işe başladım.                     Sonucun hayal  kırıklığı olduğunu söylememe gerek yok herhalde. Çünkü atladığım şey oranın sadece yeni mezunsan çekilebilecek olduğu gerçeğiydi. 
          Oysa ki ben Arabesk filminin başlarındaki Müjde Ar saflığında  "İK YAPMAYA GELDİM" diye dalmıştım içeri. Detaylara girmeyeceğim ama o şirket özelinde ve genelinde kurumsal hayat dev bir cadı kazanı. Alem Corporate Bitch dolmuş, kalp yerine patates taşıyorlar yeminle. İğrendim.                 
            Parasızlık pulsuzluk, bir takım varoluşsal problemler ve kariyer yolumdaki bug'ları bir türlü bulamayışıma kafam takık bir halde epey dağıttım. Ama öyle böyle değil fena dağıttım, o kadar ki artık her içtiğimde kusmaya başlayınca "hmm..bu bana yaramıyor galiba" deyip durdum. 
Hatta sabah uyandığımda saçlarımı kusmuktan birbirine yapışmış halde bulma, kustuğun o mekanlara tekrar gitmeye elbette çekinme hatta gidememe gibi tatsız şeyler oldu. Zira çalışanlar her an ortamı bozma ihtimalimden ötürü benden pek haz etmemeye başlamışlardı. Yani, "Ama öyle demeyin o saha dışında çok efendi ve kibar aslında" denilen Emre Belözoğlu gibi ben de içmeyince ne de tatlı, melek gibi kızdım, ah ne olurdu o kadar içmeseydim!
-Allahım beni o şişeye atıp saçların üstüne niye püskürtmedin? Allah'la hoş sohbetler.
Kusma muhabbetini şu videoyla sonlandıyorum, ben bardağa kusacak kadar tekniğimi geliştiremedim ama tam da başıma bunlar geliyorken videoyu burada kalması için paylaşıyorum, çok komik çünkü. 

Devamı da şurda ama benim ılık popolu arkadaşlarımın hepsi iğrendi, o yüzden midesi olan izlesin, bence bişey yok -tertemiz!

Şimdi evde durup yemek yapmak istiyorum sağlıklı şeyler, fırın yemekleri vs., saçıma hindistan cevizi yağı falan sürüp sıcak havlu sarıp vaktin geçmesini beklerken TV'de aptal bi kanalda saçma sapan adamlarla kadınları izlemek istiyorum.
Çok yordum kendimi blogger, duygular bizim düşmanımız.
Sanırım yoluma daha çooook Uğur Yücel, corporate bitch çıkacak.
                                        *******************************
Sizlere blog başlığındaki çöl tilkileri pozunun aynısını vermiş olan bu meleksi baykuşlarla veda ediyorum. (en sağdaki:kalp)

28 Haziran 2018 Perşembe

Epeydir bir işe başlamadan önce keyif yapmamışım gibi. Yani yetiştirmem gereken işten önce uzun bir kahvaltı. Çaylar, kahveler, hatta omlet..Kahvaltıya eşlik eden Aşk-ı Memnu tekrarı.. Özlemişim. Onu da izliyorum çünkü var olmak direniştir ehe. Varlığını sürdürmek bile bir mücadeledir bazen. Bide ben teslim olmam, kolaysa gel sen teslim al. Allahım, yine kendi kendimi gerdim.



Hafta içi bir otomotiv şirketinde iş görüşmesine gittim. İK Müdürü kadın bana garip garip ego yaptı, İngilizce konuşuyoruz diye mülakatta kasılmışım zaten; sağlıklı beslenmeye dikkat ediyorum falan derken boşluğuma gelmiş olacak yani, sırf bir kelime daha fazla İngilizce konuşulmuş olsun diye, meyveli soda mı içerim kazandibi mi yerim ne dediysem artık  "Neeeeğ meyveli mi ne kaddaaar zararlı nutricient değeri çok düşük, böyle bişi olamaz" diye münakaşaya girdi benimle. Manyak. Histerik kadın.
Kurduğum onca Shan't'lı, Ouch'lu cümleden sonra söylediğim şeyin doğruluğuna takmış bide ayıp, ayrıca günümüzde içeriğe takılmak sizce de ne bileyim biraz şey değil mi? BANAL.

Geleceğe dair planlar yaptım. İş olmayınca planlar ve hayaller arasında bir gün daha geçti.

Bob Moses kaçır beni, bi Trent Reznor havası aldım senden. Gerçi siz 2 kişisiniz ama aranızda halledin, ayrıca bir ipucu:
"Mavi Boncuk"filmindeki gibi halıya sarmak suretiyle olabilir.

6 Nisan 2018 Cuma

"hepimiz kim oluyorduk şimdi?"

bu hafta çok fazla duygu geçişi oldu. Siberu İngiltere'ye gitti, temelli. Baktık ki dertler kombo kafa dağıtmak için "kontak" diye bir oyun oynadık. Çok kolay: birisi aklından bir kelime tutuyor ve baş harfini söylüyor. Diğerleri de tahmin etmeye başlıyor ancak aklından kelime tutan kişi tek, diğerleri ona karşı bir takım oluyor. Bu da şurada işe yarıyor; mesela kişi "Rezene"yi tuttu ve baş harfinin R olduğunu söyledi, geri kalanlar ona karşı direkt Rezene demiyor, sorarak tahmin ediyor: "Yaprakları yenen bir bitki mi?" deyip aynı anda "Rezene" demeliler, bunu kelimeyi tutan kişiden önce ve senkronize biçimde söylemek zorundalar. Yani hem birbirinizin kafasındakini hem de o kişinin tuttuğunu doğru tahmin etmelisiniz. Kişiden önce siz tahminleri beraber hep bir ağızdan söylemeyi başardıkça o da tuttuğu kelimenin başharfinden sonraki harflerini söylemek zorunda. Baya iyi oluyor çocuklar, yakın arkadaşlarınızla yapın.
Sonra konu Orhan Pamuk'a geldi, herkes sırasıyla yarıda bıraktığı bir Orhan Pamuk kitabını ve sebebini paylaştı: Kar, Yeni Hayat, Masumiyet Müzesi.
Ayşe bizi Bekir'in önceden zehirlenmiş olduğu bir esnaf lokantasına götürdü. Ama bunu yemekleri yedikten sonra söyledi, neymiş Bekir orada 150 kez yemiş de ancak ondan sonra zehirlenmiş!
Geçen hafta avladılar beni, headhunt'ladılar. Sürekli "Cv'ni anlat, envanter yap, test yap (ÖSS gençliğine test söker mi bee!), sonra tekrar görüşmeye git, aynılarını müdüre anlat, müdürü geç, genel müdüre anlat, referanslara durumu anlat, onları durumdan haberdar et." şeklinde geçti. Gergin bekleyiş. Gregor Samsa da evin geçimini sağladığı için gitmek istemediği halde mecburen gidiyordu işe. Ama sonunda bir gün her şey boğazına kadar geldi ve taşıyamadı, ebediyen işe gidemedi yavrucak.. Ben de son işimdeyken yaşadığım kaygılardan sonra göze almıştım bu iş arama zahmetini ama ufaktan sıkılmaya başladım. İş ortamları insanı ezen, 5 kuruşa tef çalıp çalışanı oynatan yerler olmasa, şehir hayatı hepimizi bu kadar tüketmese herhalde herkes severek giderdi.
Koruyun gönlünüzü. götünüzü de. Best regards,

18 Mart 2018 Pazar

-

"Eskiden herşeye çok anlam yüklüyordun" diyor. Öyle yetiştirildim. Şimdi her şeyin ne kadar anlamsız olduğunu birbirimize anlatarak mutlu oluyoruz.
İşyerinde yine birinin kutlaması oldu da herkes bişeyler getirmiş. Mercimek köfte, patatesli börek, bişey bişey. 1 tepsi baklava. Duramadım mutfakta, çıktım.
Tanımadığım kadınlar bana hizmet edecek diye beklemişim gibi geldi. Yabanilik bastı. Resepsiyona kaçtım.
Sakin bir gündü. Instagram takibi, Whatsapp konuşmaları, beğendiklerim beğendiremediklerim. Facebook'tan bildirimler. Etkinliğe katılım durumunuzu belirtin: Düşünüyor, Gidiyor.
Gitmedi.
Akşam için kafe seçemedim. Eveeeet kafe; bar değil. Konser hiç değil. Oturup dertleşmeli. Bişeyler yiyip erken dağılmalı.
Seni özlüyorum. Saat 12'yi geçiyor.

30 Aralık 2017 Cumartesi

new year resolutions, kitaplar ve tozlar.


                                           "2017 biterken" isimli çalışma.

Ahmet Hamdi Tanpınar okumaya başlamak istiyorum artık, o sayede uzun cümleler kurmak istiyorum.
Yerinden kalkamamak korkunç bir his.. Pislikten çığrından çıkmış evi temizlemek için yerinden kalkmak zorunda olmaksa daha korkunç. Ev ne oluyor, nasıl oluyor anlamıyorum;
ÇOK TOZLANIYOR! Aslında doğru, mesela duvarlar ve tavan deli gibi toz topluyordur; ancak hiç oralar silinmiyor. Duvar nasıl silinir, onu bile bilmiyorum.
Evde de manyakçasına İran halılarımız olduğundan değil de, odamda bir tane var ve toz topladığından şüpheleniyorum.
Şimdi tamamen sıkıntıdan, biraz da temizliği geciktirmek adına, Google'a "Cleaning lady" yazıp arattım. Amerika'da temizlik yapan bir kadın kendisine web sitesi kurmuş.
Nasıl temizlik yaptığını da detaylarıyla anlatıyor. Ayrıca benim en hassaslaştığım nokta olan, "kapı üstleri"ni de eklemeyi unutmamış. Keşke burada olsan Marli.
Gerçi böyle kendine websitesi kurabilecek, işverenlerinin referanslarını koyabilecek cinlikte bir insan olduğuna göre; kesin bize yüksek fiyatlar verirdin. Neyse.
Pek yeni yıl dileği yok bu sene; aslında var ya ama çok dillendirilecek bişey değil, gerçek olunca yazarım!

17 Eylül 2017 Pazar

bir Van Goyen kaç para ulan?!




bu da gerçeği <3